EMDR Nasıl Etkili Olur?

EMDR Nasıl Etkili Olur?

EMDR, Francine Shapiro tarafından geliştirilmiştir. EMDR çok iyi bilenen ve geçerliği tartışmasız kabul edilen yaklaşımlar olan psikodinamik, bilişsel, davranışçı ve danışan merkezli yaklaşımların farklı yönlerini bir araya getiren, kapsamlı ve yapılandırılmış bütüncül bir psikoterapi yöntemidir. Birçok tedavi kılavuzunda travma kökenli hastalıklarda birincil sırada önerilen bir psikoterapidir. EMDR’nin nasıl etkili olduğuna dair birçok araştırma yapılmıştır. Uygulanan iki yanlı uyarının (bilateral) etkinliğini inceleyen araştırmalar iki yanlı uyarının etkili olduğunu bildirmiştir (Andrade, Kavanagh, & Baddeley,1997; Barrowcliff et al., 2004; Kavanagh, Freese, Andrade, & May, 2001; Kemps & Tiggemann, 2007; Maxfield, Melnyk, & Hayman, 2008; Van den Hout et al., 2001; Van den Hout, Bartelski, & Engelhard, 2012; Van den Hout, Rijkeboer, Engelhard et al., 2012; , experiments 1 and 2; Gunter & Bodner, 2008, experiments 1, 2 and 3; Van den Hout et al., 2010, experiment 4; Van den Hout et al., 2010, experiments 1 and 2, Engelhard, Van den Hout, Janssen & Van der Beek, 2010; Hornsveld et al., 2010). Bu araştırmacılar, EMDR’nin Bilişsel davranışçı terapinin maruz bırakma terapilerinden farklılaşan etkileri olduğunu öne sürüyorlar. Lee ve Cuiipers’in 2012 yılında yaptıkları bir meta-analize göre, göz hareketlerinin ek bir etkiye sahip olduğunu öne sürülmüştür (Lee ve Cuijpers, 2012). Sonuçlar açıktır: göz hareketleri önemlidir, etkiler tek başına maruz kalmayla açıklanamaz. Nasıl etkili olduğuna dair öne sürülen hipotezlerden biri, EMDR’nin hemisferler arası uyarımı aktive ederek çalıştığı yönündedir. İki hemisfer arasındaki iletişimin artmasının da; Epizodik belleğin semantik belleğe dahil edilmesini kolaylaştırdığını öne sürüyor. Böylece, danışan tarafından, travmatik olayın tüm öğeleri, nesnel bilgiler ışığında değerlendirilmesi mümkün oluyor. Şimdi burada eski travmatik anı farklı duygu duyumlarla değerlendirilerek travmatik anının etkisi değiştiriliyor. Çalışma belleği; biz bilişsel görevleri yerine getirirken bilgiyi geçici olarak tutan ve düzenleyen bir sistem olarak tanımlanan bellek sistemidir. Çalışma belleği merkezi bir yürütücü gibi işlev görmektedir. Merkezi yürütücü hangi olayların dikkat etmeye değer olduğuna, hangilerinin görmezden gelineceğine karar veren bir denetleyici gibi davranır. Bilinçle yakından ilişkilidir, en gelişmiş olduğu canlı insandır. Farklı modalitedeki bilgileri dönüştürerek zihinsel temsiller oluşturabilir. İşitsel bir kodu, görsel bir kodla ilişkilendirme ya da işitsel bir kodu duygusal bir kodla anında birleştirebilmeyi sağlar. Uzun süreli bellek ile karşılaştırıldığında, zaman ve kapasite boyutlarında belirli sınırlılıkları vardır. Çalışma belleğinden günlük işlerimizin yürütülmesi sırasında sürekli olarak yararlanmaktayız. Bilginin bu sistem içinde ketlenmesi (etkin bir şekilde kodlanması veya depolanması sırasında sorun) herhangi bir görevin yetkin bir biçimde tamamlanmasını doğrudan etkilemektedir. Aynı anda çalışma belleğine iki görevi yaptırdığımızda, görevler bu sınırlı kapasite için rekabet eder. Hem duygusal bir hafızayı hatırlamak ve hem de göz hareketlerini yapmak çalışma belleği kapasitesi gerektirir. Bu nedenle bir hatırayı hatırlarken gözlerinizi bir yandan diğer tarafa taşımak hafıza için daha az kapasite bırakır. Bunun bir sonucu olarak, Andrade ve ark. (1997), hafıza daha az canlı ve daha az duygusal hale gelir. Aynı anda çalışma belleğine iki görevi yaptırdığımız da diğer uygulamalara odaklanmak zorlaşıyor. “Yalnızca hatırlama ile karşılaştırıldığında; Kompleks şekilleri kopyalama, Bilgisayar oyunu ile oynama, Mental aritmetik, Farkında nefes egzersizi, Anılar tüm bu görevler sırasında daha az canlı ve / veya daha az duygusaldır. Araştırmacılar, göz hareketlerinin çalışma belleğini meşgul ederek travmatik anın tekrar uzun süreli bellekte, duygusal açıdan daha az canlı bir şekilde organize edildiğini öne sürmüştür (Gunter 2008). Bu durumda akla şu soru geliyor; “çalışma belleği ne kadar kısıtlı ise EMDR o kadar etkili midir?” Van den Hout ve arkadaşları bu sorunun cevabını araştırdıklarında sürecin tamda böyle olduğunu bulmuşlardır (Van den Hout 2010). EMDR’nin nasıl etki ettiğini açıklamaya çalışan bir başka hipotez ise: REM uyku dönemi ile ilgilidir. REM (rapid eye movement) Uyku evresi ile benzerlik, tekrarlanan ikili göz hareketleri REM sırasında meydana gelen benzer fizyolojik değişiklikler, aktive eder. Bu durum travmatik anıya dokunmayı mümkün kılar, EMDR ile uyku değişiklikleri vardır. Terapi bağlamında, gerçek bir tehlike olmadığı için, rahatlatan bir yanıt ortaya çıkacağı öne sürülür. Uyarılmadan, böylece yeniden işleme ve entegrasyon kolaylığı sağlanacaktır. EMDR’nin geliştiricisi Shapiro tarafından önerilen EMDR etki mekanizmasının teorik çerçevesi ise “Uyumsal Bilgi İşleme Modeli”dir. Bu model, altta yatan işlevsiz anıların, patolojik kişilik özelliklerinin öncelikli sebebi olduğunu ve yapısal olarak değiştirilebileceklerini öne sürer. Bu teori, (kimyasal ya da organik temelli koşullar hariç) ciddi kişilik bozukluklarının bile, anahtar anıların belirlenmesi, yeniden işlenmesi ve gelişimsel eksikliklerin iyileştirilmesi yoluyla, hızlı bir değişime yatkın olabileceğine dair EMDR klinisyenlerinin (örn., Fernserheim, 1996; Manfield, 1998) bulgularını öngörmekte ve onlarla tutarlılık göstermektedir (Shapiro, 2001). Örneğin bir çocuk bisikletten düşünce ağlar ve korkar. Bu duruma uygun bir tepkidir, fakat aynı zamanda gelecekte bisikleti daha dikkatli kullanması gerektiğini öğrenir. Bazı çocuklarda ise bisiklete binmeye karşı fobi oluşabilir. Bunun sebebi, var olan kaygının, bilgi işleme sisteminde uyumsal çözüm için yeterince işlenmeden kaydedilmiş olmasıdır. Çocuk bisiklete binmeyi düşündüğünde aklına gelen, eğlenceli anılar veya fiziksel acının birkaç gün içinde geçmiş olması değil, sadece düşmüş olduğudur. Bu olayda zaman korku ve acının yaşandığı anda donmuştur. Bu durum gelecekteki benzer olaylara işlevsel olmayan tepkiler için zemin hazırlar. Benzer şekilde, bir yetişkinin bir kasırga esnasında korku ve kontrol edememe duygusu yaşaması normalken, bundan aylar sonra sert bir rüzgâra aynı şekilde tepki vermek patolojiktir. Travmatik anıların kaydedilme şekilleri itibariyle işlevsiz yapısı, danışanın geçmişten gelen olumsuz duygulanım ve inançlarının, bugününe hâkim olmasına yol açmaktadır. Bu tür anıların EMDR ile işlenmesi, bugünkü duygulanım ve bilişlerinin daha olumlu olmasını, ilişkili anılar içinde genelleştirilmesini ve danışanın daha uygun davranışlara kendiliğinden yönelmesini sağlamaktadır (Shapiro, 2001). Bu modele göre doğuştan gelen bir bilgi işlem sistemi vardır. Patolojiler bu mekanizmanın bloke edilmesinden doğmaktadır. Bu yüzden, travmatik anıya ulaşılacak, sistem aktif hale getirilecek olursa, bilgi uyumsal bir çözüme götürülebilecektir. Sinir sisteminde işlevsiz şekilde depolanmış bilgi doğru şekilde ele alınırsa, patolojiler de değişime cevap vereceklerdir. Danışanın öyküsünü alma sürecinin bir parçası da danışanın olumsuz benlik algılarının ve davranışlarının oluşumuna sebebiyet veren anıların belirlenmesidir. Rahatsızlık veren bilgi dönüştüğünde, bununla beraber bilişsel yapı, davranış, duygulanım, algı ve benzeri şeylerde de değişim olur. Klinik deneyimler, bazı anıların yeniden işlendiğinde, danışanın öz değer ve öz yeterlilik düzeylerinin otomatik olarak değiştiğini göstermiştir. Bu durum, yeni, kendini geliştiren davranışlara kendiliğinden bir şekilde yol verir. EMDR, travmatik olayın üstünden kaç yıl geçtiğine bakmaksızın, alışıldık yöntemlerde gerekli görülen zamandan çok daha kısa bir sürede, hatırı sayılır bir teröpatik değişimi gerçekleştirme becerisine sahiptir. Sonuç olarak, EMDR’nin etkinliği ve güvenliği hakkında veri sağlayan artan sayıda klinik çalışma, inceleme ve meta-analiz bulunmaktadır. Bununla birlikte, EMDR ile ilgili araştırma hala erken bir aşamada sadece EMDR değil, herhangi bir psikoterapinin nasıl çalıştığından emin olmamanın, olağandışı olmadığı unutulmamalıdır (Gunter 2009). Etki mekanizması ve tedavinin altında yatan nörobiyolojik temellerin daha iyi anlaşılması için daha ileri çalışmalar gerekmektedir. Alexander Fleming Pensilin’in antibiyotik özelliğini keşfetmesi 1928 yılında olmuştur. Penisilin ile 1945’te bir milyon hastayı tedavi edilmiş ve yaralı askerlerin % 95’i penisilin sayesinde ölümden kurtarılmıştır. Etki mekanizmasının açıklığa kavuşması ise 1968 yılında olmuştur.
EMDR’nin etki mekanizması eninde sonunda açıklanabilir, 40 yıl geçse bile, bu sıra da EMDR danışanlarımızda işlemeye, hayata başka bir pencereden bakmaya, travma ile ilişkisini değiştirmeye devam eder…